“İm” takısı, candır, güzeldir, kıymetlidir.

“Ne alaka?” demeyin.

Öyledir.

Ayrıca bazı kadınlar “im” takısının tınısına dirençli değildir!

Ben onlardan biriyim mesela.

Her hangi bir kavganın herhangi bir yerinde geçir örneğin,

Bak geçir.

“Bebeğim,” de mesela.

At şimdi bebeği.

Geriye ne kalır?

“İm..”

Yani, “benim!”

Biz kadınlar duymak istediğimizi duyarız sadece!

Dolayısıyla bütün yelkenler itinayla suya indirilir.

Ama

“İm” takısını kimin, nerede ve ne zaman kullandığı da çok önemlidir.

Yoksa dünyanın bütün “im” takıları yan yana gelse,

Doğru zamanda, doğru yerde ve doğru kişi tarafından kullanılmadıkça ifadesizdir.

Yani bu durumda “im” takısı sadece ve sadece aşkla çalışan bir şeydir.

Peki, bu durumda aşk nedir?

Herhangi biri “canım, aşkım, bebeğim” vs.. dese büyük olay çıkacakken,

“O” dediğinde her yerini kaplayan salakça bir mutluluk halidir.

Zaten aşkın insanı salaklaştıran bir şey olduğunu düşünüyorum.

Bir mesaj gelir mesela.

Sırf o’ndan geldi diye gülümsersin.

İçeriği önemli değil.

O’ndan gelmeyen bütün mesajlar, gereksizdir, önemsizdir, ne sinirdir.

Zaten turkcell’in, digiturk’ün vs’nin de sana tam o sırada mesaj atası gelmiştir.

Bir de banka!

Oysa ne para ne pul umurunda bile değildir.

Vodafone’a geçip, digiturk’ü iptal ettirip hesabını da başka bankaya taşıyasın gelir.

Ama çözüm mü?

Değil.

Ayrıca biz de biliyoruz tabii ki, “gerçekte” kimse kimsenin değil.

Zaten olamaz/mış.

Ama biz öyle sanmayı, ve kanmayı severiz.

O yüzden bizi kandırabilen adamlara âşık olur,

Gerçeğe ayınca da gideriz!

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.